16 Ocak 2012 Pazartesi

13 Ocak 2012 Cuma

loosing the steam

at wrong times always.
only five days left for the installation, i feel lost, nervous.
how can I squeze my daily tinkerings into that huge, markless space, without any nicks, niches, cavities to fit in?
ı said to him, that it feels like they do belong to a different order. they seem like kits for survival. could be brought to light when needed. like the drugs in the shoe box, or the hammer in the tool box.
you will never know when you will need it, and so is filled our cupboards, drawers with all the stuff that is filled with stuff impossible to bring together otherwise.
daily thinkerings, "a moment in time", "residues of performances", "props"...
they rather can exist as documentation. it is so hard to sustain their physical existence.
ne anlatırsan onu buluyosun, dinliyosun sanki. bugün üç sene amerikada kalışını anlattı mesela. kök salamayacağımı, salmayacağımı biliyodum, geri döndüm dedi. sormadım belli bi sebepten mi geri dönmek zorunda olduğunu. ben dönmek zorunda olduğumu bildiğimden bi yerleşememek zorunda kaldığımı söylemiştim ona zira. ordan bağlandı diye düşünüyorum iki hikaye birbirine. belki azıcık yanılıyorumdur.
belki gidişim bu kadar net olmasa başka türlü olurdu burdaki kısa-uzun ikametim. şimdi ne bulunduğum yere ne de insanlara kök salmadan, günü-birlik, çok bağlanmadan, çok üzerinde durup budaklanmadan, gidişi zorlaştırmadan kalmaya çalışıyorum. sonra o kökleri alıp taşıması var zira.

11 Ocak 2012 Çarşamba

slowly fading confidence, voice...

...replaced by atalet

t-here

oraya o kadar çabuk alışmak, adapte olmak, kaldığı yerden hiç takılmadan, zorlanmadan devam edebilmek.
orası biraz da alışkanlığın yeri, her türlü pisliğine de, kırılganlığına da, hayal kırıklığına da aşina olduğum yer.
bi kırgınlık olabilir belki ama tamamen bi kırılma olmaz sanki.
klavuza gerek kalmadan.
şimdi burada herşeyi tek başına yapmak lazım. sürekli tetikte, ayık-uyanık olmak lazım. havalanında oturup bavulları odanın kapısından içeri sokup açmayı reddetmem,kahveyi beğenmeyişim simidin yanına yakıştıramam ondan. şimdi bavul odanın içinde, kapının önünde girişe çıkışa mani duruyor. yarı dolu-boş.
uçakta "burası boş mu" dedim ocak günü atletiyle oturan kıza, kız hayır diyeyazdı alışkanlıkla "--çünkü burda burası boş mu demezsin, bu durumun sorusu ("is anyone sitting here" ya da is this seat taken  misal) bir hayır cevabı gerektirir eğer ki koltuk-sandalye-masa boşsa, ve senin  oturman için bi mani yoksa--sonra dediğimi duydu da evet dedi.

başkalarının alışkanlıklarını bozuyor benim başkalığım.

sonra "tanıdık bi huzur" ararken buluyo insan kendini, Leman Sam'ın uygunsuzca yaklaşması o hiç tanımadığı erkeğe ondan.,havaalanında yanımda sakız çiğneyen  çocuktan gelen damla sakızı kokusunun bana başka şeyleri, öte geceyi hatırlatması bundandır.

adını koyabilsem...

.m.na koyicim